Yüz Felci

Kategori: Yüz Felci

Yüz Felci Ne Demektir ?

Yüz hareketlerini (dudak, yanak, kaş,göz çevresi) yapmamızı yüz siniri (fasial sinir) aracılığı ile sağlarız. Beyinden gelen hareket emirlerini yüz siniri, yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak fasial paralizi olarak ismlendirilir.

Yüz Siniri Nerededir ?

Beyin ile beyin sapı arasında yüz sinirini oluşturacak lifler karışık bir şekilde gelir. Bu bölüm daha çok Nöroloji ile ilgilidir. Beyin sapından sonra yüz siniri kıvrımlı biryol izler. İç kulak yolundan geçerek, orta kulağında çevresini dolaşır ve kulak arkasından doğru birkaç dal halinde yüz kaslarına ulaşır. Yüz kaslarına ulaşmadan önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden geçer. İç kulak yolundan geçerken işitme siniri ile birlikte bulunur. Yolu boyunca bazı dallar verir ve bu dallar çeşitli görevler yaparlar. Gözyaşı bezinin salgısını, çene altındaki tükrük bezlerinin salgısını ve dilin tat hücrelerinin görev yapmasını da yüz sinirinin dalları sağlar.

Yüz Felcinin Nedenleri Nelerdir ?

Yüz felci beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki birçok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin-beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve nöroloji bölümünde incelenirler. Bu nedenlerle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise periferik yüz felci denir. Periferik yüz felci yapabilecek bir çok sebep vardır:

- Bell Paralizisi: En sık görülen yüz felci nedenidir. Nedeni aslında kesin değildir. Yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap oluştuğu düşünülmektedir. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.Sinirin fonksiyonunun kaybolması dışında bir bulgu yoktur. Başka nörolojik bulgu olmamasıyla teşhis konur. Genellikle tam olarak iyileşir.

- Ramsay-Hunt Sendromu : Virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Bell paralizisindeki bulgulara ilave olarak ağrı ve dış kulak yolunda bazı lezyonlar vardır. Tam iyileşme oranı Bell paralizisine göre biraz daha azdır.

- Orta Kulak İltihapları : Çocuklarda akut orta kulak iltihabı büyüklerde de kronik orta kulak iltihabı çevresindeki kemiği eriterek ya da mevcut açıklıklardan ulaşarak yüz sinirine ulaşabilir ve yüz felci yapabilir.

- Sistemik Hastalıklar : Şeker hastalığı, hipertansiyon, nörit(sinir iltihabı), vitamin eksikliği gibi vücudun diğer bölgalerinide ilgilendiren hastalıklar.

- Tümöral Hastalıklar : Yüz sinirinin kendisinde veya yolu boyunca geçtiği bölgelerdeki tümörler de yüz felci yapabilirler. Bu sinirler iyi ya da kötü huylu olabilirler. Yüz siniri, kaslara gitmeden önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden de geçtiği için, bu tükrük bezi tümörleri de yüz felci yapabilir.

- Travmalar : Kulak çevresine veya yüze gelen travmalar (darbeler) yüz sinirini hasara uğratarak yüz felci yapabilirler.

- Ameliyatlar : Kafa içinde, kulakta veya tükrük bezinde başka sebeplerle yapılan ameliyatlar sırasında yüz siniri yaralanabilir.

Ne Gibi Belirtiler Olur ?

Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusu yüz hareketlerinin azlması veya kaybolmasıdır. Kaş kaldırma, göz kapama, diş gösterme, gülme, yanak şişirme gibi hareketler bozulur. Bunun dışında gözyaşı azalması, tükrük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgularda bulunabilir. Yüz felcini yapan asıl sebebe göre ilave bulgular görülebilir.

Muayenede Ne Görülür ?

Muayenede ilk göze çarpan hastanın yüz hareketlerini yapamamasıdır. En sık yüz felci nedeni olan Bell paralizisinde başka bulgu yoktur. Ancak diğer sebeplerde ilave bulgular olabilir. Bunlar arasında dış kulak yolunda lezyonlar, orta kulak iltihabı bulguları, diğer nörolojik bulgular sayılabilir. Orta kulak iltihabı veya bir orta kulak tümörü yoksa kulak muayenesi normal görülür.

Ne Gibi Tetkikler Yapılır ?

En sık görülen Bell paralizisi için muayenede başka bir hastalıktan şüphelenilmiyorsa genellikle bir tetkik yapılmaz. Ancak tedavide verilen ilaçların yan etkisi olarak tansiyon ve şeker yükselmesi olabildiği için tansiyon ve açlık kan şekeri ölçümleri yapılabilir. genel olarak yapılabilecek tetkikler şunlardır:

- Açlık kan şekeri, tansiyon, kolesterol ölçümleri
- Kafa içinde veya tükrük bezi tümörlerinden şüpheleniliyorsa bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans
- İşitme testleri
- Gözyaşı miktarının test edilmesi (schirmer testi)
- EMG
- Elektrofizyolojik testler adı verilen ve sinir ileti hızını yada sinirin hastalanma yüzdesini göstermeye yarayan testler (Bu testler özellikle tedavi için ameliyat düşünülüyorsa uygulanır).

Teşhis Nasıl Konur ?

Yüz Felci teşhisi hastanın yüz hareketlerinin bozulduğunun görülmesi ile konur. Ancak önemli olan asıl sebebin ne olduğudur. Bunu araştırmak için şüphelenilen duruma uygun tetkikler yapılır ve bir hastalık bulunursa onun tedavisi yapılır. Eğer ilk muayene sırasında yüz felci dışında bir bulgu bulunmadıysa kan şekeri ve tansiyon ölçümleri yapılır ve Bell paralizisi olduğu düşünülerek tedaviye başlanır. İlaç tedavisi ile geçmeyen veye tekrar eden durumlarda özellikle bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans gibi tetkikler başta olmak üzere araştırmalar yapılabilir.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Yüz felcinin tedaviside yine sebebe göre yapılır. Bell paralizisinde tedavi ilaç tedavisidir. Hastanın diğer hastalıkları izin verirse (tansiyon, şeker yüksekliği veya mide problemleri) kortikosteroidler ve B vitamini ilaçlar verilir. Buna ilave olarak mide için ilaçlar, göz kurumalarını önlemek için yapay gözyaşı veya antibiyotikli kremler verilir. Hastanın dikkat etmesi gereken durumlar olarak yüz kasları üzerine masaj yapılması, sıcak uygulamaları, yüz kaslarını hareket ettirmek için sakız çiğnenmesi sayılabilir. Ramsay-Hunt sendromunda ilave olarak virüslere karşı da ilaç verilir. Eğer yüz felcinin başka bir sebebi bulunursa bu hastalık ilaç ya da ameliyatla tedavi edilir. Bu tedaviler o hastalıkla ilgili bölümlerde anlatılmıştır. Örneğin iç kulak tümörleri veya kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felçleri ameliyat gerketiren hastalıklarken, akut orta kulak iltihabına bağlı yüz felci kulak zarını çizmek ve antibiyotik ile tedavi edilir.

Ameliyat Gerekli midir ?

Yüz felcinin bazı sebepleri ameliyat gerektirir. Yukarıda da bahsedildiği gibi tümör (kafa içinde veya tükrük bezlerinde), kronik orta kulak iltihapları ameliyat gerektirir. Ancak genellikle ilaçla tedavi edilen Bell paralizisi gibi hastalıklarda bazen ameliyat gerektirir. Ne zaman ameliyat gerektiği kesinlik kazanmış bir konu değildir. Buna karar verirken ilaca ne derece yanıt alındığı, yüz felcinin derecesi, elektrofizyolojik testlerin sonuçları ve başlangıçtan beri geçen zaman dikkate alınarak karar verilir. Bu karar doktorunuz tarafından uygun şekilde alınacaktır.

Ne Gibi Ameliyatlar Yapılmaktadır ?

Yüz felci sebebine göre değişik ameliyatlar yapılmaktadır. İç kulak tümörlerinde kafa kemiklerini açarak ya da kulak arkasından girerek tümör çıkartılmaya çalışılır. Bazı iç kulak tümörlerinde henüz yüz felci gelişmemişse de ameliyat sonrası oluşabilir. Yüz sinirinden kaynaklanan bir tümör varsa tümörle beraber sinirin bir kısmıda çıkarılır. Geride kalan sinir kısmı onarılmaya çalışılır ancak bunu için bazen başka sinirleri yüz sinirleriyle birleştirmek gerekebilir.

Kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felcinde orta kulaktaki iltihap temizlenir ve yüz sinirini saran kılıf açılarak iltihabın temizlenmesi sağlanır. Tükrük bezi tümörlerine bağlı yüz felcinde tükrük bezi ile beraber yine sinirin tümörle tutulan kısmıda çıkarılır. Bell paralizisi veya Ramsay-Hunt sendromundaki yüz felcinde ilaç tedavisinin sonucuna göre eğer ameliyat gerekirse genellikle yapılan işlem kulak arkasından girilerek sinire ulaşmak ve etrafındaki kılıfı açmaktır.

Yüz sinirinin ilaçla ya da ameliyatla tedavi edilemeyeceği görüldüğünde bazı yardımcı ameliyatlar yapılır. Bunlar arasında başka sinirlerle hareket eden kasların yüze transferi, başka sinirlerin yüz sinirine birleştirilmesi, göz kapaklarına altın ağırlık yerleştirilmesiile gözlerin kapanmasının sağlanması gibi ameliyatlar yapılabilir.

Fizik Tedavi Gerekli midir ?

Yüz kaslarına fizik tedavi yöntemlerinin uygulanması yüz sinirine yeniden fonksiyon kazandıran yöntemler değildir. Ancak özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Bu nedenle hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması önerilmektedir.

Uçuk ve Aftlar

Kategori: Uçuk ve Aftlar

Biliniz ki yemek yemenizi ve konuşmanızı ağrılı duruma getiren bir yara ile karşı karşıya iseniz, yalnız değilsiniz. Birçok insan tekrarlayan ağız yaralarından muzdariptir. Bunların en sık karşılaşılanları ‘uçuk’ ve ‘aft’ lardır. Ağız içersinde oldukları zaman birbirlerinden ayırmak zor olabilir. Bunların sebep ve tedavileri farklı olduğu için ayırt edilmeleri gerekir.

Uçuk Nedir ?

Dudaklarda çıkan içi sıvı dolu kabarcıklara verilen isimdir. Nadir de olsa, ağız içersinde, özellikle diş etleri ve sert damak üzerinde de görülebilirler. Uçuklar genelde ağrılıdırlar, gerçekte, ağrı, uçuklar çıkmadan birkaç gün öncesinden başlayabilir. Uçuklar birkaç saat içerisinde patlayarak kabuk bağlarlar. 7 ile 10 gün içerisinde geçerler.

Sebepleri Nelerdir ?

Aktif hale geçen, ’herpes simpleks’ olarak isimlendirilen bir virüs tarafından oluştururlar. Gerçekte etkilenen kişilerde virüs beklemededir , stres, üzüntü, ateş, kaza, hormon değişiklikleri ve güneşe maruz kalma durumlarında aktif hale geçer. Uçuklar tekrarladıklarında aynı yerde çıkmaya meyillidirler.

Uçuklar Yayılabilir mi ?

Evet , uçukların patladığı an ile tam olarak geçtikleri ana kadar ki süre enfeksiyonun yayılması için en riskli dönemdir. Kendi göz ve genital bölgenize yayılabileceği gibi diğer insanlara da bulaşabilir.

Koruma İpuçları :

- Göz ve deri ile kaplı olmayan bölgelerinizi temastan koruyunuz.
- Uçuğu sıkmayınız , koparmayınız
- Ellerinizi gözünüzü ve diğer insanlara değmeden önce yıkayınız.

Bütün bu tedbirlere rağmen bilinmelidir ki herpes simpleks virüs uçuk olmadan bile bulaşabilir.

Tedavi :

Tedavi, uçuğun üzerinin virüse karşı etkili bir pomad ile kapatılmasıdır. Mesala %5 asiklovir merhem bunun için kullanılabilir. Henüz tedavi yoktur ama birçok araştırma yürütülmektedir. Gerektiğinde ağızdan tedavi ile desteklenmelidir. Hekiminize veya diş doktorunuza son gelişmeler hakkında bilgi danışabilirsiniz.

Aft Nedir ?

Dil, yumuşak damak, dudak ve yanak içersinde oluşan küçük sığ ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5 ile 10 gün sürerler.

Sebepleri Nelerdir ?

En muhtemel olarak stres, üzüntü, travma, yorgunluk, uykusuzluk , lokal uyarıcılar (domates, turunçgiller, bazı kuruyemişler gibi asitli yiyecekler ) karşısında oluşan savunma sistemindeki yetersizlikten kaynaklandığı düşünülmektedir.

Aftlar Yayılabilir mi ?

Hayır, bakteri veya virüsler tarafından oluşturulmadıkları için etraftaki dokulara veya başka kişilere bulaşmazlar.

Tedavi :

Tedavi, sıkıntının giderilmesi ve üzerine enfeksiyon eklenmemesine yöneliktir. Üzerine uygulanan kortizonlu merhemler yardımcı olabilir. Maalesef, tedavisi henüz bulunmamaktadır. Olabildiğnce hastayı rahatlatan , ağrısını azaltan ilaçlar verilebilir.

Diğer Yaralar Ne Olabilir ?

Ağzınız içerisinde iki haftadan fazla iyileşmeyen bir yaranız olursa hekiminize müracaat etmeniz gerekir.

Soğuk Algınlığı ve Grip

Soğuk algınlığı ve grip kış aylarında hemen hepimizin başının derdi olan hastalıklardır . Burun akıntısı, halsizlik, ateş, öksürük gibi bulgular hem işgücü kaybına neden olmakta hem de bulaşıcılığı yüksek olduğundan çevremizdeki insanlar için de potansiyel tehlike haline gelmekteyiz. Her ne kadar soğuk algınlığı ve grip birbirinden farklı hastalıklar olsa da benzer bulgulara yol açtığından ve her ikisinde de hastalık etkeni virüsler olduğundan çoğu kez ayırıcı tanı yapılmadan tedavi edilirler. Özellikle ülkemizde birçok ilacın reçetesiz satılabilmesi nedeniyle halkımız bu hastalıklar için doktora başvurmak yerine eczaneye gidip bilinçsizce antibiyotik kullanmakta. Oysa soğuk algınlığı ve grip hastalıklarına neden olan etkenler yani virüsler antibiyotikler ile tedavi edilememekteler.

Grip, solunum yollarını etkileyen ve İnfluenza türü virüslerle meydana gelen bir hastalıktır. Son derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Sonbahar-kış aylarında görülür ve işgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete neden olan hastalıkların başında gelir. Aynı zamanda vücut direnci düşük olanlarda, yaşlılarda, genel durumu bozan hastalığı olanlarda yaşamı tehdit eden ciddi hastalıklara neden olabilir ve bazı grip türleri ölümcül komplikasyonlara yol açabilir.

Soğuk algınlığına neden olan organizmaların %90′ı virüslerdir ve yaklaşık 200 çeşit virüs türü saptanmıştır. En sık neden olan virüsler ise Rninovirüsler , Coronavirüsler, Parainfluenza, Respiratuar sinsial virüslerdir. Ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı yorgunluk hissi, burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı gibi yakınmalara yol açar.

Hastalık aynı havayı soluyan kişilerin hapşırırken ya da öksürürken virüslerin ortama yayılması yoluyla bulaşabileceği gibi, son yıllarda yapılan çalışmalar en sık bulaşma yolunun hasta kişinin elinden başka insanlara virüslü salgıların bulaşması ve sağlıklı kişilerinde bunu burunlarına taşıması ile olduğu yolundadır. Dolayısıyla sık el yıkanması soğuk algınlığından korunmak için son derece önemlidir.

Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir. Havaların soğuk olmasından çok üst solunum yolu alerjileri, psikolojik stres gibi faktörler hastalığın gelişmesinde oldukça etkilidir. Soğuk algınlığı çoğunlukla basit önlemlerle ve vücut direnciyle atlatılan bir hastalıktır. Ancak 39 C’yi geçen ateş, sürekli yada çok, kıvamlı balgam üreten öksürük, nefes alırken ağrı, devamlı kulak ağrısı, şişmiş lenf bezleri, yutkunurken zorlanma ve şiddetli ağrı yakınmaları olduğunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Grip ise soğuk algınlığından daha ağır geçen sıklıkla ateşe ve vücutta ağrılara neden olan, baş ağrısı, öksürük, 2-3 hafta süren yorgunluk belirtileri yapan bir hastalıktır. Soğuk algınlığından korunmak mümkün olmamakla birlikte gripten aşılar ile korunmak mümkün olabilmektedir.

Tüm bu bilgilendirmelerden sonra artık bu hastalıklara virüslerin neden olduğunu öğrendik. Bilinçli toplum olarak virüslere antibiyotiklerin etki etmediğini ve bu hastalıklarda iyileşmek için antibiyotik kullanmanın hem maddi kayıplara hem de yanlış ilaç kullanımı nedeniyle toplum sağlığına zarar vereceğini bilmeliyiz. Eğer yakınmalarımızda yukarıda belirttiğim değişiklikler olur ise mutlaka bir doktora başvurmalıyız. Doktorunuz bazen soğuk algınlığına ek olarak gelişebilecek bakteri enfeksiyonları nedeniyle antibiyotik önerebilir. Ancak bu tip bir tedavi mutlaka gerek olduğunda ve doktor tarafından başlanmalıdır. Hem kendi sağlığımız hem de gelecek nesillerin sağlığı için reçetesiz antibiyotik kullanmamalı, maddi ve işgücü kaybına yol açan gripten korunmak için önlemimizi almalıyız.

Ses Kısıklığı

Kategori: Ses Kısıklığı

Ses Nasıl Oluşur :

Ses oluşumu için akciğerlerden gelen hava akımı kullanılır. Akciğerler solunum havasını gırtlağa doğru iterler ve gırtlaktaki ses tellerinin arasından geçen hava ses oluşturur. Bu ses ağız boşluğu, dil, dişler, burun boşluğu ve sinüsler aracılığı ile konuşma halini alır.

Ses Telleri Nerededir :

Ağız boşluğundan sonra önde ve arkada iki yol oluşur. Arkadaki yol sindirim sistemi ile ilgilidir ve yemek borusu aracılığı ile mideye gider. Öndeki yol ise gırtlak (larinks) aracılığı ile solunum yoluna (bronş ve akciğerlere) bağlanır.

Ses telleri gırtlak içerisinde bulunurlar. Sağ ve solda iki tane olan ses telleri hareketli organlardır ve birbirlerine doğru yaklaşıp ayrılırlar. Nefes alıp verme sırasında yanlara doğru açılırken konuşma esnasında birbirlerine doğru yaklaşır ve titreşim yaparlar. Ses tellerinin yerleşim yeri boyunda adem elması olarak bilinen çıkıntının 2 cm kadar alt kısmına tekabül eder.

Ses Kısıklığı Ne Demektir :

Ses kısıklığı deyince genellikle sesin azalması veya hiç çıkmaması olduğu düşünülür ancak her türlü normalden farklı ses oluşumuna ses kısıklığı denir. Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses değişikliğine ses kısıklığı denir.

Ses Kısıklığı Neden Oluşur :

Ses kısıklığı oluşturan çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden dahi iyileşebilecek sebepler olduğu gibi ciddi ve tedavisinin büyük ameliyatlar olabileceği hastalıklar olabilir. Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir:

- Larenjit (Gırtlak iltihabı)
- Ses tellerinde nodül,kist veya polip gibi iyi huylu kitleler
- Akciğer hastalıkları
- Ses teli hareketini sağlayan sinirlerin felci
- Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı
- Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması(reflü)
- Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri
- Ses telleri çevresine gelen darbeler
- Psikolojik sebepler
- Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telinide tutan hastalıklar

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim :

Aslında ses kısıklığı olur olmaz doktora gitmek gerekir. Ancak ülkemizde bu pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genelde 1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmelidir. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetlerde varsa KBB uzmanına başvurmak için daha acele etmek gerekir. Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalı ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmemek gerekir.

Muayene Nasıl Yapılır :

Poliklinik şartlarında ses teli muayenesi ya larinks aynası denen ayna ile ya da endoskop adı verilen görüntülü yöntemle yapılır. Her ikisinde de doktorunuz diliniz tutarak dışarı çekecek ve ayna ya da endoskopu ağız içine sokacaktır. Bu bazen hastada öğürme refleksinin oluşmasına ve bulantıya neden olabilir. Bazen hastanın boğazını uyuşturmak gerekebilmektedir. Doktorunuz ses tellerini gördükten sonra hareketlerini kontrol etmek için sizden ‘i’ demenizi isteyecektir. Bu şekilde herhengi bir hareket kısıtlılığıda muayene edilebilecektir. Bazen bu yöntemlerle ses telleri yeterince muayene edilemez. Bu durumda direk laringoskopi adı verilen ve hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken, hastanın ağzından sokulan ve gırtlak muayenesin sağlayan bir boru şeklinde alet kullanılması gerekir. Bu işlem sırasında mikroskop kullanılarak daha ayrıntılı muayene yapılabilir. Direk laringoskopi yaparken lokal ya da genel anestezi gerekir.

Ne Gibi Tetkikler Yapılmalıdır :

Ses kısıklığının sebebinin anlaşılmasında en önemli kısım hastanın muayemesidir. muayene sırasında genellikle sebep hakkında bir fikir edinilir. Yapılacak tetkiklerde genellikle bu fikire göre seçilir. Larenjit (ses teli iltihabı), nodül, polip, kist gibi hastalıklarda teşhis muayene ile konduğu için genel olarak tetkik yapmak gerekmez. Ses kısıklığı için yapılabilecek tetkikler arasında şunlar sayılabilir:

- Akciğer grafisi
- Sinüzit filmleri
- Alerji testleri
- Şeker hastalığı, tüberküloz gibi hastalıkların araştırılması
- Gırtlak bölgesinin bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonansla incelenmesi
- Tümör görülürse biopsi alıp patolojide incelenmesi
- Ses teli sinirinin felcinde beyinle ilgili filmler

Bu tetkiklerde hangilerinin yapılacağı doktorunuz muayenede gördüklerine göre kendisi karar verecektir.

Nasıl Tedavi Edilir :

Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığı kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir. Bu nedenle tedavi hakkında bilgi her hastalığın kendi bölümünde anlatılacaktır. Kısa bilgiler vermek gerekirse ses teli iltihabı genel olarak ilaç ile tedavi edilir. Nodül ve polip gibi hastalıklar için eskiden daha fazla ameliyat yapılırdı ancak son yıllarda daha çok ses eğitimi ile tedsavi edilmektedir. Hastanın sesini doğru kullanması nodül ve poliplerin küçülmesini veye yok olmasını genellikle sağlamaktadır. Bu amaçla doktorunuzun size önerileri olacaktır. Ses teli felçleri bazen tümör gibi hastalıklara bazende guatr ameliyatlarına bağlı olmaktadır. Eğer tümöre bağlıysa ilgili organın tedavis gerekir. Guatr ameliyatı sırasında bazen ses teli siniri kesilebilir. Bu durumda bazı sinir ve kas ameliyatları yapılabilmektedir. Mideden asit kaçağı (reflü hastalığı) olan vakalarda hem ilaç tedavisi hemde hastanın alacağı bazı önlemler vardır. Bu önlemler bir alt paragrafta anlatılmıştır. Eğer ses kısıklığı gırtlağın kötü huylu bir tümörüne bağlıysa hasta ameliyatla tedavi edilir. Bu ameliyatta tümörün yaygınlığına göre gırtlağın bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Ses fonksiyonu bu ameliyattan mutlaka etkilenir. Konuşma için bazı yardımcı yöntemler gerekebilir.

Nelere Dikkat Etmeliyim :

Ses kısıklığının olmaması veya olursa da kolay iyileşmesi için hastanın dikkat edeceği bazı durumlar vardır. Bunlara arasında şunlar sayılabilir:

- Sigara ve alkol kullanılmaması (sigaranın rolü çok daha fazladır)
- Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan, kullanılması
- Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması
- Diaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması
- Bol su içilmesi
- Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılması
- Mideden asit kaçağın olan hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması
- Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması

Ameliyat Ne Zaman Gerekir :

Ses kısıklığı yapan hastalıklardan bazıları ameliyatla tedavi edilirler. Nodül, polip ve kistler ses terapisi ile düzelmemiş ise veye boyutları büyükse ameliyatla alınabilirler. Tümörler hemen hemen daima ameliyatla tedavi edilirler. Ses teli sinirlerinin felcinde de konuşmayı daha iyi hale getirmek için bazen amliyatlar yapılmaktadır. Bu ameliyatlarla ilgili bilgiler her hastalığın kendi bölümünde anlatılmaktadır.

Saman Nezlesi, Yaz Nezlesi ve Alerjik Burun Rahatsızlığı

Kategori: Saman Nezlesi

Saman nezlesi nedir ?

Bu terim aslında yanlıştır. Birincisi, saman, alerjik bir şey değildir, dolayısıyla alerji meydana getirmez. Burun tıkanıklığına, kaşıntılı ve akıntılı buruna, burun ve boğazda fazla miktarda koyu akıntıya sebep olur fakat bu alerjik şikayetlere kendisi değil, havadan gelerek üzerine konan alerjik maddeler yol açar.

Yaz nezlesi de, bilinen virüslerin yol açtığı nezle gibi değildir. Havada bulunan alerjik maddelerin yol açtığı bir rahatsızlıktır. Saman nezlesi ve yaz nezlesi , aslında tıp dilinde ‘alerjik rinit’ olarak bilinen hastalıklardır.

Alerjiye ne sebep olur ?

Bitki veya hayvanlardan gelen , insanlara yabancı alerjik maddeler , göz, burun, boğaz gibi yerlerden insan vücuduna girerler ve burada onların içeri girmesini engelleyici reaksiyonla karşılaşırlar. Normal şartlarda, bu yardımcı, doğal bir korunmadır. Mamafih, bazı kişiler, bazı maddelere karşı, normalden fazla reaksiyon gösterirler. Bu tür insanlara ‘alerjik bünyeli’ insanlar, bu tür maddelere de ‘alerjen’ denir. Alerjinin soyaçekim gösteren bir eğilimi vardır.

Vücudunun savunma sistemi, yabancı maddelere karşı savaşan maddelere üretir. Bunlar, alerjenlerle karşı karşıya geldiğinde, vücutta istenmeyen etkiler oluşturan maddeler salınır. ’Histamin’ bunların içinde en bilinenidir ve burunu döşeyen dokuda şişme, kaşınma, irritasyon, aşırı salgıya sebep olur.

Hangi alerjenler burunda alerji yaratırlar ?

Hava ile taşınabilecek kadar hafif ve belirli boyutta olan, burun dokusunda depolanabilecek bitki veya hayvan protein parçaları, alerji oluştururlar. Sık görülenleri, çiçek polenleri, mantar sporları, hayvan epitel döküntüleri ve ev tozudur. Gözle görülemeyen bu mikroskopik yapılar, gerekenden büyük veya küçük olursa, vücuda girerek alerjik reaksiyon oluşturamazlar.

Hangi polenler problem yaratır ?

Türkiye’ de yapılmış bir araştırmada şu sonuçlar elde edilmiştir.

Ocak , Şubat, Mart aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, kavak, dişbudak kızılağaç, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü sık görülen alerjenlerdir.

Nisan , Mayıs, Haziran aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, dut, dişbudak, meşe, zeytin, çam, atkestanesi, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, çayır otu sık görülen alerjenlerdir.

Temmuz , Ağustos, Eylül aylarında, ıhlamur, akasya, çam, kocayemiş, süpergelik, ormangülü, papatyagiller, ısırgangiller , buğday , arpa ,mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı sık görülen alerjenlerdir.

Ekim, Kasım aylarında ardıç ,mazı, selvi, sedir, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papat-yagiller, sık görülen alerjenlerdir.

Mantarlar ?

Bunlar, bildiğimiz mayalama yapan mantarlardır. Ölü yapraklar, çimen, saman, diğer tahıl sapları, tohum ve toprak üzerinde de ürerler. Donmadıkları için mantarlar nerdeyse bütün yıl alerji yapabilirler. Sadece kışın karla kaplı olduklarından etkin olamazlar.

Kapalı ortamlarda mantarlar , ev bitkilerinin ve topraklarının üzerinde ürerler. Ayrıca, bodrum, merdiven altı gibi loş ve nemli yerlerde , uğratılmış alkollü içeceklerde de bulunabilirler.

Bütün yıl süren saman nezlesi ?

Hayvan alerjenleri (kedi, köpek, atve diğer evcil hayvanların yünleri, deriler) kozmetikler, mantarlar, yiyecekler ve ev tozu gibi bütün yıl süren alerjenler, bu duruma sebep olur. Ev tozu, birçok maddenin karışımıdır. Bunlar selüloz (ev mobilyalarından dökülür) mantarlar, ev hayvanlarından dökülen alerjenler, böcek alerjenleri ‘mite’ adı ile bilinen küçük yaratıklardır. Kışın artan alerjinin sebebi, kalorifer ve sobaların sıcaklık etkisiyle artan ev tozudur.

Alerjiler önemli olabilir mi? Alerjik bünyesi olanların, soğuk algınlığına , nezleye, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına karşı dirençleri azalmıştır. Ayrıca bu enfeksiyonlar esnasında daha fazla rahatsız olurlar, daha da önemlisi astım geliştirebilirler.

Ne yapabiliriz ?

İdeal olan, alerjen maddelerden uzaklaşmaktır. Mesela, sahilde, sadece denizden gelen meltemi soluyabileceğiniz çok kuru bir havanın bulunduğu yere gidebilirisiniz. Maalesef bu tür öneriler pratik olmaktan uzaktır, kendinizi şu tedbirlerle korumaya çalışabiliriz.

- Ev temizlerken veya otlarla uğraşırken maske takınız..
- Havalandırmanız varsa, hava filtrelerini ayda bir değiştiriniz veya hava temizleyicisi alınız.
- Ağır polen mevsiminde , kapı ve pencerelerinizi mümkün olduğunca kapalı tutunuz.
- Ev bitkileri büyütmeyiniz ve alerjik olduğunuz hayvan beslemeyiniz
- Yün battaniyenizi, kuş tüyü yastığınızı, yün elbiselerinizi, alerjen olmayan sentetik maddelerle değiştiriniz.
- Yorganınızı ve yaylı yatağınızı, sentetik örtülerle kaplayınız.
- Hekiminizin önerdiği ilaçları düzenli bir şekilde kullanınız.
- Yatarken, baş tarafınız daha yüksekte yatınız.
- Genel sağlınıza özen gösteriniz:
- Her gün egzersiz yapınız.
- Sigara ve diğer dumanlı içecekleri bırakınız.
- Karbonhidratı düşük, dengeli besleniniz.
- Vitaminli yiyeceklerle ( özellikle vitamin-C ) besleniniz.
- Hekiminize düzenli olarak görününüz.
- Kışın, evler, ısınmanın etkisiyle oldukça kuru olduğunu için, kaliteli bir nemlendiriciler almayı düşününüz, fakat bu nemlendiriciler üzerinde mantar üreyebileceğine de dikkat ediniz.

Hekiminiz sizin için ne yapabilir.

Kulak, burun, boğaz hekiminiz, sizi tam olarak muayene edecektir. Burun ve sinüslerinizin detaylı muayenesi, alerjiye eşlik eden enfeksiyon, alerjik şikayetleri arttıran ve tedaviyi zorlaştıran burun eğriliği, polip gibi hastalıklar olup olmadığını tespit edecektir.

Alerji tedavisi için değişik ilaç grupları mevcuttur. Hekiminiz, bunlardan hangisinin sizin için daha uygun olduğuna karar verecektir. Tedavi, aynı zamanda uygun çevre kontrolünü de içerir. Uygun hikaye ve muayene sonucu hangi maddelere karşı alerji olduğunu tespit için testlerin yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecektir.

Hava yolu ile geçen alerjenlerin iki tedavisi vardır. Birincisi, bunlardan uzak durmak; mümkün olmuyorsa uygun aşı tedavisi yapmaktır. Aşı tedavisinde prensip, kişiye, alerjik olduğu maddeyi çok düşük dozlarda vererek, tolerans oluşturmaya dayanır. Kan veya cilt testleri ile yapılan alerji testleri vardır. Modern testlerle, neye alerjiniz olduğu bulunduğu gibi ne kadar hassasiyetle alerjik olduğunuz tespit edilebilmektedir.

Uygun alerji aşıları yapılmaya başlandıktan birkaç hafta sonra etkileri görülebilir. Fakat daha kalıcı bir etki sağlamak için üç ile beş yıl arasında uygulanmalıdır. Alerji aşıları bir miktar düzelme sağlasa bile, ilaçlara da ihtiyaç devam eder.

Özellikle fazla miktarda alerjene maruz kalındığında veya bir komplikasyon geliştiğinde ihtiyaç belirginleşir. Bu süreç içersinde hekiminiz sizi kontrolü altında tutacaktır.

Reflü Hastalığı ve Sessiz Reflü

Sessiz reflü (LFR) şu yakınmalara yol açabilir:

• Boğazda kitle varmış hissi,
• Aşırı boğaz temizleme,
• Uzun süren gıcık şeklinde öksürük,
• Boğaza takılma hissi,
• Ses kısıklığı,
• Mide yanması,
• Boğazda ağrı veya hassasiyet,
• Ağızda kötü, acı bir tat (özellikle sabahları),
• Genizden akıntı,
• Astım benzeri solunum şikayetleri,
• Şarkı söylerken yüksek notalara çıkma güçlüğü

Reflü nedir ?

Bir yemek yendiğinde yutak borusundan geçerek mideye ulaşır. Gıda mideye ulaştığında sindirimin sağlanması için mide tarafından yapılan asit ve pepsin (bir sindirim enzimi) ile karışır. Midenin girişini çevreleyen bir kas yapısı ile mide içeriğinin yutak borusuna doğru geriye kaçması önlenir. Eğer bu yapı yeterince iyi çalışmazsa, mide asidi ve pepsin geriye kaçar bu duruma Reflü denir. Gastroözefagial Reflü Hastalığı (GÖR) aşırı miktarda mide asidi ve diğer mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçmasıdır. Bu hastalık mide yanması, ekşime, ağrı gibi yakınmalara yol açar.

Laringofarengial Reflü Hastalığı (LFR =Sessiz Reflü) ise mide asidi ve diğer mide içeriğinin yemek borusundan daha yukarı, boğaz (farinks) ve gırtlağa (larinks) geri kaçmasıdır. Bu hastalarda genellikle mide yanması,ekşimesi gibi klasik reflü şikayetleri görülmez. Bu yüzden Sessiz Reflü ismi de kullanılmaktadır. Boğaz, gırtlak ve ses telleri mide asidi ve sindirim enzimlerine yemek borusuna göre çok daha fazla duyarlıdır. Bu nedenle Sessiz Reflü daha fazla hasara yol açar.

Sessiz Reflü tedavisi için kullanılan ilaçlar nelerdir ?

Sessiz reflünün tedavisinde proton pompa inhibitörleri denilen bir grup ilaç kullanılır. Bu grupta çok sayıda ilaç vardır. Bazen bir ilaca cevap vermeyen hastada başka bir ilaç ile yanıt alınabilmektedir. Ancak ilacın tek başına etkili olmadığı, mutlaka beslenme ve hayat tarzı değişikliklerinin yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

Larengofarengeal reflünün(LFR) tedavisi ve önlenmesi için neler yapılabilir ?

Gıdalar: Kendi vücudunuzun hangi yiyeceğe nasıl cevap verdiğine dikkat etmelisiniz. Böylece hangi yiyeceklerin sizde reflü oluşturduğunu bulabilirsiniz. Ancak genel olarak reflüyü arttıran gıdalardan uzak durmak faydalı olacaktır.

Bu gıdalar: acılı, baharatlı ve asitli gıdalar, asitli içecekler (örn, portakal suyu, üzüm suyu), aşırı yağlı gıdalar, fast food türü gıdalar, kahve-çay gibi aşırı kafeinli içecekler, nane gibi bazı baharatlar, çikolata ve alkol.

Aşırı yemekten kaçının. Midenin aşırı dolgunluğu reflü şansını arttırır. Günde bir-iki büyük öğün yerine az miktarda çok sayıda öğün şeklinde yemek yiyin.

• Yemek yedikten veya bir şeyler içtikten sonraki 3 saat içinde yatmayın veya uzanmayın. Akşam yemek saatlerini erkene çekmeye çalışın. Koşul gereği geç saatlerde bir şeyler yemeniz gerekiyorsa daha hafif ve yağ içeriği düşük gıdalar almaya çalışın.

Stres: Hayatınızdaki gerilimi ve stresi azaltmaya çalışın. Çünkü strese bağlı olarak reflü miktarı artar.

Fazla kilonuzu vermeye çalışın. Aşırı kilo belirgin olarak reflüyü arttırır.

• Vücudunuzu sıkıca saran giyecekler giymeyin. Yemekden sonra aşırı eğilmeyin veya ağır işler yapmayın.

Yatak başınızı yükseltin. Bunun için yatağınızın baş kısmındaki ayakların altına 8-10 cm. kalınlığında tahta bloklar veya kalınca kitaplar koyabilirsiniz.

Sigara içiyorsanız lütfen bir an önce bırakın. Bu tek başına bile reflünüzü belirgin olarak azaltacaktır.

LFR tedavisine ne kadar süre devam edilmelidir ?

LFR uzun süre devam eden (kronik), ve aralıklı olarak tekrar ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu nedenle reflü şikayet ve bulguları ortadan kalktıktan ve tedavi tamamen kesildikten bir süre sonra bir takım sebeplerle (örn. stres, yorgunluk ve diyet,vs) tekrar ortaya çıkabilir. Bu nedenle genel olarak LFR hastaları aralıklı olarak tedaviye ihtiyaç duyarlar. LFR tedavi süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 4-6 ay sürer. Çok şiddetli LFR si olan ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi tedavi önerilebilir. Burada, ameliyatla yemek borusu sfinkteri sıkılaştırılır.

Reflü

Kategori: Reflü

Tanım :
Günümüzün yaygın hastalıklarından biri olan reflünün aslında GÖR (Gastroözefageal Reflü) ve LFR (Larengofarengeal Reflü) olarak ifade edilen iki ayrı şekli bulunmaktadır. Bunlardan GÖR (Gastroözefageal Reflü), mide asit içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır ki bu hastalığı olan kişiler genellikle dahiliye doktorlarına başvururlar. Fakat daha sık görülen LFR (Larengofarengeal Reflü) hastalığında bu asit içeriği yemek borusunu da geçerek yutağa ve oradan da gırtlağa, ses tellerinin arkasına kadar gelir. Bu hastalar ise genellikle KBB uzmanına başvurmak zorunda kalırlar.

Nedenler :

Kilo fazlalığı, yağdan zengin diyet, geç vakitte yemek yeme alışkanlığı, stres, mide pozisyonunda değişiklikler (fıtık,v.b.) gibi sebeplerle mide ile yemek borusu arasındaki kapakçığın tam kapanamamasına bağlı olarak, midedeki asitin yemek borusuna ve daha da ilerlemesi durumunda boğaza kadar ulaşmasına neden olabilir.

Hastalık Seyri :

Hastalık uzun bir süre çok hafif belirtilerle ve mide hastalığını akla getirmeyecek şikayetlerle devam ettiğinden genellikle yanlış teşhislerle tedavi edilmeye çalışılır ya da hasta tarafından pek önemsenmez. Bu da beraberinde doku harabiyetini artırarak iyileşmenin gecikmesine neden olur. Hastalar genellikle faranjit veya tonsillit gibi teşhislerle uzun süre antibiyotik kullanırlar.

Bulgular :

Kuru öksürük (özellikle yattıktan sonra artan), ses kısıklığı, ses yorulması, boğaz ağrısı ve yanmaları, sık sık boğaz temizleme zorunluluğu hissetme, sık faranjit, sinüzit ve bademcik iltihabı atakları geçirme, geniz akıntısı gibi şikayetler reflü varlığını düşündürmektedir.

Muayene ve Testler :

Endoskopik yöntemle yapılan ses telleri muayenesinde gırtlağın arkasında görülen ödem, kızarıklık ve doku kabarıklıkları reflünün yarattığı değişiklikler olarak değerlendirilir. Mideden gelen ve yemek borusunu da geçen asit salgısı üst yemek borusu kapakçığını aşarak, oradan nefes borusuna doğru taşar tarzda dökülür. İşte burası gırtlağın arka yüzeyidir ve tüm değişiklikler de burada oluşmaya başlar. Bu bulgular reflü varlığını düşündürmektedir. LFR (Larengofarengeal Reflü) için yapılacak testler ise baryumlu yemek borusu grafileri, asit pefüzyon testi gibi reflünün sebep olduğu tahrişi tesbit etmeye yönelik testlerdir ve doğrudan LFR (Larengofarengeal Reflü)’yi tesbit etmedikleri için tanı değerleri düşüktür.Yemek borusu endoskopisi ve mukozadan biyopsi alınması ise tipik reflü bulguları olanlarda ilk yapılacak incelemedir ve doğrudan teşhise yönlendirir.

Tedavi :

LFR (Larengofarengeal Reflü) tedavisinde üç seçenek vardır. Bunlar; yaşam tarzında ve günlük alışkanlıklarda yapılan sosyal düzenlemeler (gıda düzeni, kilo fazlalıklarıyla mücadele,v.b.), asit salgısını azaltan ve nötralize eden ilaçların kullanımı ve cerrahi tedavi olarak sayılabilir.

Korunma ve Tedbirler :

İlaç tedavisinin yanında, yaşam koşullarında yapılacak bazı basit düzenlemeler, reflünün önlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır.

Reflünün oluşmaması için bariyer görevi gören fonksiyonları olumsuz etkileyen günlük hayat tarzının, yeme alışkanlıklarının ve yaşam koşullarının ortadan kaldırılması veya düzeltilmesi, tedavinin her döneminde uyulması gereken önlemlerdir. Bunların en önemlileri aşağıda belirtilmiştir :

• Yatarken vücudun üst kısmı ve başın yüksekte olması yararlıdır. Bunun için yastık sayısı arttırılabilir veya yatağın baş kısmı yükseltilebilir.
• Sol tarafınıza dönerek yatılması tavsiye edilir.
• Akşam yemeğinin mümkün olduğunca erken yenmesine özen gösterilmeli; yemek sonrası ile uyku arasında en az 2-3 saatlik bir sürenin olmasına dikkat edilmelidir.
• Fazla kilolar verilmelidir. Çünkü karıniçi basıncı arttıracağından, yakınmalar şiddetlenebilir.
• Nane, nane şekeri, çikolatalı, aşırı yağlı ve ağır tatlılı yiyeceklerin mümkün olabildiğince az tüketilmesine dikkat edilmelidir. Çünkü bu tür yiyecekler yemek borusu ile mide arasındaki kapakçığın basıncını düşürür ve mide boşalmasını geciktirir.
• Baharatlı yiyecekler, domates ve ürünleri, sarımsak, soğan, portakal suyu, kolalı sitrik asitli içecekler ve kahve; özofagusu aside duyarlı olduğu bilinen hastalarda, özofageal duyu reseptörlerini doğrudan uyarmak suretiyle, septomlara neden olabilirler.
• Az yağlı ve protein bakımından zengin gıdaların yeraldığı bir diyet uygulanması uygun olur.
• Bir defada çok fazla yemek yerine sık sık ve az miktarda yemek tercih edilmelidir.
• Alkol ve sigara kullanmamaya özen gösterilmelidir.
• Karın bölgesini sıkan kıyafetler, korse, kuşak, dar pantolon ve kemer kullanılmamalıdır.
• Beyaz leblebi yemek ve sakız çiğnemek bazen şikayetleri önlemede yararlı olabilir.
• Bazı egzersizler reflüye sebep olabilir.
• Kullanmakta olduğunuz bazı ilaçlar reflüyü arttırabilir.
• Gebelikte karın içi basınç artışı da reflüye neden olabilir.

Pasif Sigara İçiciliği

Yanan bir sigaranın dumanı ve sigara içen kişinin soluğu ile yaydığı dumanın bileşimidir. Ayrıca çevresel sigara içiciliği, duman olarak da adlandırılır . Kokusuyla kolayca ayırdedilir. Çevresel Sigara Dumanı kötü kokulu, yakıcı, göz ve burnu rahatsız edicidir. Daha da önemlisi sağlığı tehdit edicidir. ÇSD içinde 4000′den fazla kimyasal madde belirlenmiştir. Bunların en az 43 tanesi kanser yapıcıdır.

Çevresel Sigara Dumanına Maruz Kalmak Sık Rastlanan Bir Durum mudur ?

A.B.D.’de erişkinlerin yaklaşık %26’sı sigara içiyor. 5 yaşın altındaki çocukların %50-67’si de en az bir erişkinin sigara içtiği evlerde yaşıyor. Ülkemizde bu oran çok daha üst seviyelerdedir.

Kimler Risk Grubundadır ?

ÇSD herkes için zararlıdır. Ancak, anne karnındaki bebekler, küçük bebekler ve çocuklar daha büyük risk altındadır. Çünkü gelişmekte olan akciğer, beyin gibi organlar zarar görürler.

Anne Karnındaki Bebeğe ve Yeni Doğanlara Etkileri

Anne ve bebek arasında hamilelik boyunca bir kan dolaşımı ve bu yolla bir alışveriş vardır. Sigara içen hamile kadınlarda bu dolaşım değişir. Uzun dönemde ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığı henüz bilinmiyor. Ama bazı çalışmalar hamilelikte sigara içmenin yarık damak-dudak gibi doğum anomalilerine yol açtığını göstermiştir.

Sigara içen annelerin daha az sütü vardır, bebekleri düşük doğum ağırlıklıdır. Sigara içen anne çocuklarında “Ani Bebek Ölümü Sendromları“na daha sık rastlanır. Bu da 1-12 aylık bebeklerin en sık ölüm nedenidir.

Çocuk Akciğerleri ve Solunum Sistemi

Her yaştaki çocukda ÇSD’ye maruz kalmak akciğer işlevlerini bozar. Çocukluk dönemi astımlarının sıklığını ve şiddetini artırır. Pasif içicilik; sinüzit, rinit, kistik fibrozis, kronik solunum problemleri (öksürük, geniz akıntısı gibi) rahatsızlıklarını artırır. 2 yaşın altındaki çocuklarda ÇSD bronşit ve zatürre olasılığını artırır.

1992 tarihli bir çalışmada ÇSD’nin 18 aydan küçük çocuklarda her yıl 150.000-300.000 alt solunum yolları enfeksiyonlarına yol açtığı gözlenmiştir.

Bu hastalardan 15.000′i hastaneye yatmak zorunda kalmıştır. Günde yarım paket veya daha fazla sigara içen anne babaların çocuklarının herhangi bir solunum yolu hastalığından hastaneye yatma riski 2 kat daha fazladır.

ÇSD (Çevresel Sigara Dumanı) ve Kulaklar

ÇSD hem kulak enfeksiyonlarının sayısını artırır, hem de kulak hastalığının süresini uzatır. Solunan duman burun arkasıyla orta kulağı birbirine bağlayan östaki borusunu irite eder. Bu da orta kulakta sıvı birikimi ve enfeksiyonla kendini gösterir. Çocuklarda duyma kaybının en önemli sebeplerinden biri kulak enfeksiyonudur. Eğer ilaçla etkili cevap alınamazsa cerrahi girişim gerekir.

ÇSD VE Beyin

Hamilelik ve sonrasında sigara içen annelerin çocukları diğerlerine göre daha çok davranış bozukluğu gösterir. Hiperakitvite, okul performansı ve entellektüel kazanımlar da bozulur.

Pasif Sigara içiciliği Kanser Nedeni midir ?

Şimdiye kadar sadece pasif içiciliğin çocuğunuzun gelişimine zarar verdiğini öğrendiniz. Peki ÇSD’nin diğer kanser nedeni hava kirletici maddelerden 100 kat daha fazla kansere yol açma riski olduğunu biliyor muydunuz ?

ÇSD’nin her yıl 3000′den fazla sigara içmeyen kişinin akciğer kanserinden ölümüne yol açtığını biliyor muydunuz ? Hazır bunları öğrenmişken çocuğunuzun pasif içiciliğini hemen şu andan itibaren önleyebilirsiniz.

Ne Yapabilirsiniz ?

1- Eğer içiyorsanız, sigarayı bırakın! Bu konuda yardıma ihtiyacınız olursa doktorunuza başvurun. Zira, sigarayı bırakmanıza yardımcı olacak bir çok ürün var artık.

2- Evinizde sigara içenler varsa, onların bırakmasına yardımcı olun. Bu mümkün değilse, onlardan ve ziyaretçilerden evin dışında sigara içmelerini rica edin.

3- Arabanızda sigara içilmesine izin vermeyin!

4- Çocuğunuzun okulunda ya da çevresinde sigara içilip içilmediğini kontrol edin.

Kabakulak

Kategori: Kabakulak

Kabakulak akut, sınırlı enfeksiyöz bir hastalık olup daha çok 5 – 15 yaş arası çocukları etkiler. Yaşlılarda nadiren görülür. Etkeni paramiksovirüstür. Kulağın ön alt kısmında bulunan en büyük tükrük bezi (parotis) daha sık etkilenmekle birlikte çene altı tükrük bezleri de tutulabilir. Kuluçka süresi 2 – 3 haftadır. Tükrük bezinde hassasiyet, şişlik, yüzde ödem görülür. Tükrük bezindeki ağrılı şişlik genellikle 1 hafta sürer. Bunun dışında baş ağrısı, titreme, ateş ve halsizlik vardır.

TANI : Klinik tecrübe, hikaye ve muayene ile konulur. Kesin tanı virüsün izolasyonunu gerektirir. Kan serumunda amilaz seviyesi yüksektir. Pankreas iltihabı, testis iltihabı, menenjit ve sağırlık gibi ciddi komplikasyonlarla sonuçlanabilir.

TEDAVİ : Özel bir ilacı yoktur. Hastanın en az 1 hafta yatak istirahati gerekir. Yumuşak ve sulu gıdalar verilir. Gerekirse, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Aspirin kullanılmamalıdır. Viral enfeksiyonlarda yan etkileri önemli olabilir.

Gırtlak Kanseri ve Sigara Bağımlılığı

Kategori: Gırtlak Kanseri

Erken yaşlanmaktan korkuyoruz, kanserden korkuyoruz, kalp-damar hastalıklarından, cildimizin bozulmasından korkuyoruz. Kimimiz erken ölmekten, kimimiz yaşlılıkta çekmekten korkuyor. Şu bir gerçek ki sigara tüm bunlara neden oluyor.

Kendimizi kandırmayalım. Eğer sigara içiyorsak tüm bunları bilerek içiyoruz. Başımıza sigara nedeniyle bir hastalik geldiginde nereden de çikti deyip şaşırmaya pek de hakkımız yok. Bu gerçekleri artık sigara sirketleri bile yadsımıyor.

Sigara tiryakileri arasında yapılan bir araştırmada yüzde 80’inin sigarayı bırakmayı istedikleri, üçte birinin en az üç kere ciddi birakma deneyimi yaşadıkları ortaya çıkmıstır. Ancak 60 yaşından önce sigaradan kurtulma oranı yüzde 50’nin altındadır. Kurtulamayanların yarısı da sigaraya bağlı nedenler yüzünden ölmektedir.

Doğrusu sigarayı bırakmak istemeyen yüzde 20’yi anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Ancak insanoğlunun geliştirdiği ve zamanla gerçekten inandığı savunma mekanizmalarının gücü tartışılmaz. Geçirdigimiz kazada genellikle kaşıdan gelen dikkatsizdir. şu taşı kim koymuştur ayağımızı vurup acıtalım diye… Yağmur yağıp mazgallar tıkandığında sokaklara eline geçeni atan bizler degil, her zaman belediye suçludur.

İşte sigara konusunda da insana özgü savunma mekanizmasi devreye girer ve; ya biz içiyoruzdur ve bakin bir şey olmuyordur ya da hastalığın nedeni sigara değil üzüntüdür. Ne yazik ki yapılan arastırmalar göstermektedir ki 25-69 yaş grubunda ölen insanlar yaşamlarının 20-25 yılını bu alışkanlık nedeniyle yitirmektedir. Yani bu insanlar 20-25 yıl erken ölmektedir.

Tüm bu çalışmalar göstermektedir ki sigara bağımlıları bu alışkanlığın etkisinden ve sonuçlarindan kurtulabilmek için daha ciddi şekilde çaba göstermelidirler. Elbette psikolojik olduğu kadar fiziksel bağımlılığı da olan nikotinden kurtulmak için öncelikle karar vermek gerekiyor.

- Neden sigarayı bırakmak istediğinizi maddeler halinde notlar alarak sıralamak,
- Sigarayı bırakmak için kesin bir tarih belirleyip bunu çevrenizdekilerle paylaşmak,
- Daha önceki sigara bırakma deneyimlerinde neden başarılı olamadığınızı irdeleyerek aynı hataları yapmamak,
- İlk günlerin zor geçeceğini baştan kabullenerek kendinize sigarasız yeni bir yaşam ortamı hazırlamak,

gibi önlemlerle sigaradan kurtulmak daha kolay hale getirilebilir.

Nikotinin fiziksel bağımlılığı nedeniyle yoksunluk belirtileri arasında gerginlik, baş dönmesi, açıkma, dikkat dağılması, fazla uyuma, uykusuzluk, sigara içme isteği, iştah artması ve kilo alma gibi belirtiler bulunmaktadır.

Ancak tüm bu yoksunluk belirtileri geçicidir ve iyileşme belirtileri de sigarayı bırakır bırakmaz başlamaktadır.

Sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra vücudunuzda oksijen artışı olur. 48 saat içinde tüm nikotin ürünleri vücudunuzdan atıilmıştır. Birkaç hafta öksürük sürebilir çünkü akciğerler temizlenmeye başlamıştır. Tat ve koku alma duyularınızda düzelme başlamıştır. Yaklaşık bir yil içinde de kalp krizinden ani ölüm riskiniz sigara içen bir kişiye göre yarı yarıya azalmıştır.

Sigara en sık akciğer kanserine yol açmakla birlikte vücudumuzun birçok organında oluşan kanserlerin sorumlusudur. Gırtlak kanserinin ise neredeyse tamamı sigara içen insanlarda görülmektedir.

Solunum yolunun ilk durağı olan gırtlak sigara dumanıyla sürekli temas halindedir ve sigara bağımlılarının gırtlak muayenelerinde kronik değişikliklere rastlanır. Ses tellerininn parlak canlı renkleri yerini gri mat bir görünüme bırakır. Genellikle sık sık yaşanan ses kısıklıklarının nedeni buradaki kronik tahrişe bağlı ödemdir. Zaman içerisinde buradaki hücrelerde geri dönüşümsüz değişiklikler başlar ve kanser olusur. Girtlak kanseri erkenden ses kısıklığı gibi bir bulguya yol açtığından kişiyi hastalık ilerlemeden doktora götürür. Bu nedenle erken tanı ve erken tedavi imkanı girtlak kanserlerinde son derece büyük yüzdeyle yaşanır. Dolayısıyla gırtlak kanseri tedavisi diğer kanser tipleriyle karşılaştırıldığında son derece yüz güldürücüdür.

Tümör en sık ses telleri üzerinde oluşmasına rağmen bazen gırtlaktaki diğer yapılardan ve kıkırdaklardan kaynaklanabilir. Bu durumlarda şikayet nadir de olsa ses kısıklığından çok yutma güçlüğü ya da sadece kulağa vuran agrıi şeklinde olabilir. Özellikle sigara içimi gibi çok ciddi bir risk faktörü olan insanların bu tip şikayetleri önemseyip mutlaka doktora başvurmaları gerekmektedir.

Sigara bırakma konusunda en önemli faktör sizsiniz. Ancak siz bu kararı verdikten sonra elbette doktorunuzdan ve çevrenizden destek almanız size bu bağımlılıktan kurtulmada yardımcı olacaktır. Hep sigaranın kişinin kendi sağlıgına ne kadar zararlı olduğundan bahsettim. Unutulmamalıdır ki pasif sigara içiciliği de göz ardı edilemeyecek riskler içermektedir. Bu nedenle sigara bağımlılğının sadece bireysel değil sosyal bir hastalık olduğunu unutmayalım ve çevremizdeki bağımlılara sigarayı bırakmaları konusunda yardım edelim.

Sonraki sayfa »

Compression Plugin created by Jake Ruston - Sponsored by Marie Antoinette Wig.